Gri Renkli Notlar: Fiktif İntihar Mektubu
Bir süredir uzun yazılar yazmamı engelleyen bir şeyler büyüyordu içimde; yaptıklarımı geciktiriyordum, kafamı toparlayamıyordum. Uzun bir uğraş sonunda, tıkanıklık yapan ne varsa içimde yazıya döktüm, kurtuldum.
Bilmiyorum belki üçüncü sayfa haberlerinden esinlendim, belki etrafımda ayıplanarak anlatılan öykülerden. En sonunda kendimi intihar olgusu ve intihar mektupları üzerine düşünürken buldum. İnsanların kararlı bir şekilde ölüme giderken arkasında bırakmak isteyecekleri kırıntıların neler olabileceğini kurguladım durdum. Nihayetinde, insanı intihara sürükleyen şeylerin dile getirilmesinin, intihar mektubunu bekleyecek kadar geç olmaması gerektiğine karar verdim. Kızılan şeylerin, içinden çıkılmazların yaşarken söylenmesinin, bir insana daha çok faydası olacağını düşündüm ve kafamın içindeki tilkilerle yaşadığım yaklaşık 1-2 aylık fısıldaşma sonunda, elime kalemi alıp bir deneme yapacak kadar çok şey biriktirdim kafamda.
İşte Gri Renkli Notlar‘ım, yani fiktif intihar mektubu girişimim buradan ortaya çıktı. Olabildiğine düzensiz, olabildiğine içimden geldiği gibi yazdım, sıkılınca kestim attım; ortaya çıkan şey düşündüğümden farklı olduysa da, içimi rahatlattı. İster buraya, ister aşağıdaki resme tıklayarak siz de göz atabilirsiniz, eleştirilerde bulunabilirsiniz.
Evet, bu mektup tamamen kurgusal. Siz heyecanlanıp beni aradığınızda, ben hala yaşıyor olacağım. Fakat bu mektupla içimde hiçbir şeyin ölmediğini de söylemem. Örneğin çok uzunca bir süre bu blog’a yazı girmeyi düşünmüyorum. Buranın düzenliliği içimi sıkmaya, üzerimde bir yük oluşturmaya başlamıştı artık. Onun yerine daha çeşitli yerlerde, kendimi aramaya devam edeceğim; kalıpları üzerimden atıp içimi sıkan şeylerden elden geldiğince uzaklaşmaya çalışacağım.
Şimdilik uzun yazılara, zorlama işlere elveda. Sizlerle de görüşmek üzere.
Comments: none
Posted by B. Arman Aksoy @ December 18th, 2009 under Hayat, Kişisel buhranlar, Nacizane bengiller, Projeler, Türkçe.








bankalarda sanal klavye çıkınca hevesim kaçıyor. Bir de şöyle birşey var tabii, yani dizüstünün faresini her zaman yanımda taşıyamıyorum sonuçta. O yüzden de bilmem kaç karakterlik parolamı/şifremi yavaş yavaş göstere göstere girmek zorunda kalıyorum. Yani arkamda biri izlese beni, o yavaşlıkla çok rahat görür parolamı. Ama parolamı elle girdiğimde, genel alışkanlıktan, hızlı girebiliyorum. İzlemesi de zor oluyordur tahminimce. Ama en azından, ekranı izlemekten daha zor olduğunu söyleyebilrim.