December 16, 2007

Araştırmacıların uzaktan görünen ekran görüntüleri

Filed under: Bilim, Gereksiz, Gezegen, Hayat, Türkçe — Armish @ 4:57 pm

Bir süredir -bütün bilgisayarların orta alana baktığı bir lab’ın içinde zamanımı geçirdiğimden- insanların önünde tüm gün açık duran ekranlarındaki şu üç görüntüye, uzaktan da olsa, aşina hale geldim:

fb_blurmakale_bluroyun_blur


Genel-geçer izlenimler olsa gerek.

November 11, 2007

Arman’la neden iletişime geçilemez?

Filed under: Gereksiz, Hayat, Nacizane bengiller, Türkçe — Armish @ 2:43 am

Cep telefonu, ev telefonu, facebook, e-posta hepsi süper ve çok sıklıkla kullandığım kanallar, fakat bunları da bir o kadar yetersiz kullanıyorum; daha doğrusu öyle olmak zorunda kalıyor. Ee tabii bu yüzden, zaten nadir olan arkadaş topluluğum bana ulaşamadığından şikayetçi. Ben de üşenmedim, durumumu anlatayım, bir günah çıkarayım dedim.

Şimdi öncelikle şunu belirtmem gerekiyor: ben okuldaki bir genetik lab’ında gönüllü ve oldukça da istekli olarak emek vermeye başlamış bir insanım.  Burası normal, ama benim gibi yaptığı işe kafayı takan insanlar için durum anormalleşiyor. Efendim, ben bu dönem programımı mümkün olduğunca boş bıraktım ki, lab’da çalışmaya fırsatım olsun, şu kısa öğrenim hayatımda edinebildiğim kadar tecrübe edineyim diye. Durum böyle olunca haftanın oldukça büyük bir kısmını lab denilen mekanda geçiyorum. Bu ortamda benden kıdemce oldukça üstün insanlar bulunduğu için, ben bu insanların yanında telefon açmaya, geyik yapmaya çokça çekiniyorum. Zaten orada bulunduğum sürenin çoğunda ellerim dolu olduğu için; işi yarıda bırakmak, eldiveni çıkarmak, konuşmak, geri gelmek, eldiveni tekrar takmak, işe devam etmek çok bütük sıkıntı. Bu yüzendir ki, genelde yaptığım şey telefonu direk cebimden meşgule düşürmek. Bir deneyde yapılacakların ne zaman biteceğini kestirmek gerçekten çok zor. Hiç olmadık şeyle, hiç olmadık zamanlarda patlak verebiliyor - özellikle benim gibi çaylaklar için. Bu yüzden lab’dan çıkış saatim neredeyse hiçbir zaman belli değil.

Şimdiye kadar telefonunuzu açmadığım çoğunluğa hitap etmiş oldum zaten. Devam edersem;

Şu bir iki senedir inanılmaz bir unutkanlığım olduğunu söylemem lazım. “Madem meşgüle düşürdün, çıkınca ara be adam” diyenler burada haklılar, ama unutuyorum. Özellikle de cevapsız çağrılara geri dönmeyi. Mesajlar ve e-postaların bazıları için de bu geçerli. Neyse ki bazıları alışık bu duruma, benden bir sonraki gün cevap aldıklarında şaşırmıyorlar; e-postalar için bir hafta sonra bile olduğu oluyor.

Diğer bir şey, uyku düzenimin olmaması. Evet, ben bazen sabahlıyorum; sonrasında ise akşam üstü yatıp, gece kalkıyorum. Bazen tam tersi oluyor. Bu yüzdendir ki, akşam 9′da aç(a)madığım bir telefon, benim için dünde kalmış olabiliyor.

Çok olmasa da, hoşlanmadığım insanlara telefonu açmadığım da doğru.

Size geri dönmememin bir sebebi de utancım olabilir. Yukarıda saydıklarımdan birini veya birden fazlasını yaşattığım bir insana karşı inanılmaz mahçup oluyorum, o insana ne yazacağımı/söyleceğimi bir türlü kesinleştiremiyorum.

Neyse böyleyken böyle,  umarım sizlerin anlayış sınırlarını zorlamıyorumdur; lütfen beni mazur görünüz.

October 13, 2007

Ofis lazımlığı

Filed under: Gereksiz, Hayat, Türkçe — Armish @ 12:10 am

Yakında takacağız bunlardan anlaşılan:

Office Collar

October 8, 2007

Yapay kromozom, yapay canlı? Pardon?

Filed under: Bilim, Gezegen, Hayat, Moleküler Biyoloji ve Genetik, Türkçe — Armish @ 2:23 pm

Dünkü haberleri okuyan/dinleyen/izleyen pek çok kişinin dudakları uçukladı! Ademoğlunun/Havvakızının sıfırdan canlı yaratma çalışmalarının başarıya ulaştığı, arka fonda Requirem For a Dream film müziğiyle beraber bas bas renkli kutulardan gözlerimize sokuldu. Bu inanılmaz haberi duyan habercilerimiz kendilerini sokaklara atıp, vatandaşın nabzını bile yokladı:

[M] uhabir - Bilim adamları yapay canlı üretmiş, sizce nasıl bir şey olur?

[V]atandaş[1] - Bilmem ki, ot gibi bir şey olur herhalde…

[V2] - Allah-u Teala’nın yarattığı bizler gibi mükemmel olmayacağı kesin….

[V3] - Bilmem de, Amerika’nın eline geçmez inşallah…

Televizyonlarımız bu gelişmenin bilimde bir dönüm noktası olduğunu, artık hastalıklı insanların yapay kromozomlarla iyileştirilebileceğini, bunların yanında bu teknolojinin kötü amaçlar dahilinde biyolojik silahlar için kullanılabileceğini bile belirttiler.

Bir kısım insan hayretler içerisinde bu haberleri izlerken, diğer kısımdakiler ise kıs kıs gülmekte idi. Eminim siz de ikinci kısımdasınızdır ve bu çok ama çok çarpıtılmış haberlerin gerçek olmadığını bildiğiniz gibi bu girdiyi de azıcık daha keyiflenmek için okuyorsunuz, değil mi?

Bu tartışma yaratan buluş ünlü mü ünlü Craig Venter‘ın icatlarından. Kendisi ile ilgili detaylı bilgi için daha geçen ay içinde girilmiş “Craig Venter Sequenced” başlıklı, Sayın Venter’ın genomunun analizini içeren girdiye şöyle bir göz atabilirsiniz. Evet kendisi bildiğimiz insan. Peki bu ünlü şahsiyetin “yapay yaşam” adı altında piyasaya sürülen icraati tam olarak nedir?

Mycoplasma genitalium

Venter ve ekibi Mycoplasma genitalium bakterisinin gereksiz olduklarını düşündükleri yaklaşık 1/5 kadarlık genom temizledikten sonra, ellerindeki 580.000 nükleotit uzunluğundaki ve 381 gen içeren bu genomu bir başka bakteriye aktarıp; o bakterinin bu genom ile yaşadığını gözlemlemişler - bu arada orjinal bakterinin ortalama genom uzunluğu 580k iken, nasıl temizlenmiş halinin de aynı uzunluğa tekabül ettiğini bir sormak lazım. Bu sentetik bakterinin yeni adını da Mycoplasma laboratorium koymuşlar. Bunun yanında bu yeni bakteriyi ayırt edebilmek için kendisini doğuştan boyalı bir hale getirmişler.

Haberle ilgili karşıma çıkan en detaylı içerik the Guardian‘daydı. Tabii ki çalışmanın detayları bu kısa ve çarpıtılmaya açık kısımdan daha önemli, ama buraya kadar gördüğünüz gibi ne biyolojik silah, ne bir uzaylı, ne de mükemmel olmayan bir yaratığın bahsi geçmiyor. Geçmemeli de zaten.

Aslında popüler-ötesi-popüler-bilim mevzusu çok uzun bir yazı gerektirir ama şimdilik demek istediğimi anlatabilmişmdir herhalde. Gelişme belki güzel, belki ufuk açıcı ama inanın bana bundan çok daha önemli buluşlar, biz bunları tartışırken, sessiz sedasız litaratürde yerini almakta.

Bu arada Craig Venter’ın seksi fotoğrafları için tıklayınız.

September 29, 2007

Sensin çocuk!

Filed under: Gereksiz, Gezegen, Hayat, Türkçe — Armish @ 12:14 am

Legoİnsanın canı bazen, yapılacakları bir kenara itip şunlardan bir tane alıp, bir de içine şunlardan düzenek kurup; sonrasında aylarca başında oturacağı şeyler tasarlamak istemiyor değil hani. Sıkıyoruz dişimizi…

Lego MinFalcon

September 14, 2007

Komutanım karşı taraf saldırıya hazırlanıyor galiba

Filed under: Bilim, Blogroll, Gezegen, Hayat, Moleküler Biyoloji ve Genetik, Türkçe — Armish @ 7:58 pm

Elin canlısı, soyoluş babında, 12 aile birleşmiş de yaklaşık 180 metrelik ağ kurmuş. Biz ise bırak o yakınlıklıktakileri, kendi türümuzle anlaşmaya daha başlamadık.

Düzenleme: Yalan yanlış yazmışım, düzelttim. Pardon, teşekkürler wanderer

September 12, 2007

Tehlikeli tökezleme

Filed under: Fotoğraf, Gereksiz, Gezegen, Hayat, Linux, Türkçe — Armish @ 8:05 am

Tam dedim, “çektiğim fotoğrafları oraya buraya yüklesem biraz”; buna karşılık ağzımın payını aldım:

armish@liz:~$ cd /mnt/hda1/Photos
-bash: cd: /mnt/hda1/Photos: Input/output error

Bakalım ne kadarı geri gelecek.

September 1, 2007

Dur bir dakika?!?

Filed under: Gereksiz, Hayat, Türkçe — Armish @ 7:31 am

Önüne yığılmış bir sürü verinin altında ezilmesini beklediğimiz bir bilgisayar üst lisans öğrencisinin çok sırıtık bir ifadeyle bana, kendisine hediye edilmiş bir dizüstünü gösterdiği, bu kişinin onca bilgisayar bilgisine karşı güzel teoremlerden haberdar olmadığı, yine bu kişinin önündeki biyolojik veriyi işleyebilmesi için önce biraz biyoloji sonra da veri madenciliği konusunda yetkin hale gelmesinin biraz zaman alacağını göremeyen üst düzey insanların bulunduğu, bu üst düzey insanların mevzu bahis şahısa güzelce bir para ödediği, üst düzey insanların insanla ilgili bilgilere -bir hastalık nedeni araştırması için bile olsa- tonlarca para ödemek zorunda bırakıldığı ve bunu görerek onların da kendi bilgilerini gizli mi gizli tutmak için çaba harcadığı, bu işe çok para yatırdıkları; bir tasarım firmasının aptal bir web sayfasına pişkinlikle bir servet istedeği, yapılacakların servete hiç mi hiç değmediği, bazı insanların aynı işleri karın tokluğuna yapmak zorunda bırakıldığı, gereğinden fazla çalışan insanın ezildiği ve garipsendiği, iyiliğin hor görüldüğü, yobazlığın açık zihinlilikten daha çok kapı açtığı … bu dünyada, insanın bazen yanlışın kendisi olduğuna inanası geliyor, Yavuz Çetin’den bir iki parça dinleyesi tutuyor sanki.

solitude.jpg

fistan.

August 21, 2007

Lab’da çalışmak dediğin


Bir buçuk aylığına başladığım zorunlu olmayan -yersen- yaz stajımın ortalarına doğru gelmekteyim. Yeni bir ortam, yeni bir ülke derken zaman geçip gidiyor. Bununla beraber sabah 9 akşam 9 bana verilmiş projenin tamamlanmasıyla uğraşıyorum. Akşam eve gelip, biraların tadına bakmamla kendimi yatakta ve ertesinde gözümü açtığımda ise kendimi yeni bir günde buluyorum.

İster modern biyoloji, ister moleküler biyoloji, ister genetik, ister genetik mühendisliği deyin çok garip bir olgu - evet, sizin mesleğinizin de oldukça garip olduğunu kabul etmek gerek.

[more...]

July 7, 2007

Sürüm 0.1.2


İlk olarak, blog’uma birçok yeni kategori açtım. Artık gezegene sadece gezegenle ilgili şeyler yazmam gerekliydi. Üşengeçlikten hepimiz müzdaripiz ama sonunda gerekli iki/üç ayarı yaptım. Artık “Karalamalar” değil, “Expressed Exons”lar olacak ad. Özenti isimden anlayabileceğiniz gibi Moleküler Biyoloji ve Genetik (mümkünse biyoenformatik) konusunda da bir şeyleri düzenli olarak yazmaya karar verdim.

[more...]

Next Page »
Proudly powered by wordpress - Theme by neuro
Edited by me