June 2, 2008

A life of discretion

Filed under: Blogroll, English, Film, Nacizane bengiller — Armish @ 8:52 am

Why, I–again in the middle of the night–found myself listening to Queen of Damned soundtrack and murmuring this lovely quote to myself:

Marius: A vampire’s life is a life of discretion.
Lestat: Discretion? Why should we hide, Marius? We are the powerful. We are the immortal. We should walk fearless in the open.
[They both stop to watch a girl playing a violin]
Marius: That cannot be. We are vulnerable during the day. Mortals must never know of us.
Lestat: So I could never know her?
Marius: Not unless you wanted to kill her.
Lestat: So I can never be known?
Marius: You must be dead to the world.


March 23, 2007

Zaman geçirgeçleri

Filed under: Film, Gereksiz, Hayat — Armish @ 4:07 pm

Harıl harıl sınavlara çalışmam gereken bir zamanda, kafa dağıtmak için yeni bir dostum vardı bir süredir - Avatar: The Last Airbender :

Avatar: The Last Airbender

Kendisi bir Amerikan mangası. İzlemesi de pek eğlenceli. Tamam, mükemmel diyemem büyük manga abilerinin yanında ama sıkmıyor insanı, arada güzel şeylere değiniyor, beklenmedik yerde güldürüyor. Şu sıralarda 3. sezonu yayınlanmakta. Ortasından da izlerseniz, 23 dakikalık zamanınızı doldurabilir, ama başından hikayelerle birlikte izleminizi tavsiye ederim.

Bununla beraber, 8 yaş küçük kardeşimle beraber oldukça çizgi film kültürü yapmış olduğumdan, Nickelodeon hayranlığım vardır. Onun havası başkaydı, böyle büyüklere/küçüklere ayrı tatlar veren [çizgi] diziler yayınlardı ne güzel: Pete and Pete vardı, Aaaahh!!! Real Monsters vardı, sonra Rocko’s Modern Life‘ı vardı, Rugrats’i vardı, vardı da vardı. Sonra bir ara Fox Kids şansını denedi, şimdi de Jetix şansını deniyor. Ama bence hiç birinde o izlenebilirlik kalmadı. Tabii Tutenstein‘i unutmamak lazım.

Büyük çizgi dizi abilerden ise hiç bahsetmiyorum bile.

Öyle böyle, bıdı dıdı…

September 20, 2006

There are two things a guy should be able to do

Filed under: Film, Gereksiz, Hayat, Linux — Armish @ 12:17 am

1. Uluslararası İstanbul BienaliKronolojik sıraya izlersek, okulların açılmasından önceki bu rahat dönemde ilk olarak İFSAK 1. Uluslararası İstanbul Fotoğraf Bienali‘nin bir kısmını gezmiş bulundum. Arkadaşlarımın ve benim favorim Taksim Sanat Galerisi oldu. Odakule ‘deki sergi ise bizim amatör gözlerimiz ile en beğendiğimiz oldu. Daha Darphane-i Amire ‘yi gezemedim ama en yakın zamanda Bienalin ana mekanını gezmeyi planlıyorum.

What The Bleep Do We Know?Bienal’i gezeceğimiz gün, önceden gördüğüm ve göz koyduğum What the bleep do we know? DVD’sini D&R ‘dan alıvermiştim. Duydunuz veya rastgeldiniz mi bilmiyorum ama bir takım koleksiyonluk DVD’ler oldukça uygun bir fiyata satılmakta: 15 YTL. Benim nacizane gözümün gördüğü kadarıyla filmler arasında Üç Renk üçlemesi, Ayı, Sin City, Undeground gibi izlemek istediğim ve şanlarını duyduğum güzel DVD’ler de bulunuyordu. Şu ayı geçirdiğimizde hala aynı fiyata satılıyor olurlarsa, üçünü de alacağım galiba. What the bleep do we know ise oldukça eğlendirici bir yarı belgeseldi. Anlatım tarzını çok beğendim ve Olasılıksız‘ın, God Debris‘in ve Olasılık Dersinin üzerine iyi geldiğini söyleyebilirim. Kendisini !F Film Festivalinde zaman kısıtlamaları yüzünde kaçırmış izleyememiştim ki, böylece izlemiş ve beğenmiş oldum.

Romance and CigarettesFestival demişken, bir diğer film festivalinde kaçırdığım film olan Romance and Cigarettes‘ı da dün ünlü Çamlıca Sineması’nda izleme fırsatı buldum. Güzel bir filmdi fakat yine de biletlerinin zamanında o kadar erkenden tükenmesine anlam veremedik. Müzikal sahneler ve günümüzde pek çok kez karşılaştığımız günlük konuşmalar çok dikkat çekici ve yine eğlendiriciydi.

Elimde oldukça eski bir dizüstü bilgisayar vardı. Ne şekilde değerlendirsem diye düşünürken en son daha önce hiç denemediğim Slackware
‘i kurmaya karar verdim. İyi bir karar verdiğimi düşünüyorum. Favorim olan LFS‘ye zamanım olmadığı için böyle kısa bir çözüme başvudum ve eski dostum FluxBox‘ı karşımda görmek, hatta o eski makinenin performanslı bir şeyler yapabildiğini görmek beni çok sevindirdi.

Artık bir p880‘im var. Yaşasın ilk amatör fotoğrafçılık heyecanı ve aç gözlülük.

Ve son olarak, bu dönem artık bir de Matematik öğrencisi sayılabileceğim. Mutluyum, guruluyum; bakalım dönem sonundaki düşüncelerim ne olacak :)

Proudly powered by wordpress - Theme by neuro
Edited by me