Main menu:

May 2008
M T W T F S S
« Dec   Jun »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Archive for May 2nd, 2008


Linux kullanamamak

Yaklaşık olarak 4 yıldır nacizane bilgisayarımda, tek işletim sistemi olarak Linux kullanıyorum. Sabit diskim, gündelik ve hobi amaçlı çoğu işimin altından kalkabilen yazılımlarla dolu. Eğer gereksinim duyduğum işleri bu bilgisayarda yapamıyorsam, bu, yazılımların suçu değil, tam tersine onların nasıl kullanılacağını anlayamamış olan benim suçumdur. Bir kere benimsedikten sonra, işlere bu bakış açısı ile yaklaşmak hem zevkli, hem de araştırmaya itici oluyor. İhtiyacınız olan şeyle ilgili anahtar kelimeleri, yanında “Linux” ile Google’a soruyorsunuz ve ta ta! Yüzlerce sayfa tutan sonuçlar size binbir türlü çözüm yolu sunuyor.

Yalnız, toplumumuz bu yaklaşım tarzını anlamayan veya anlamak istemeyen insanlarla dolu olduğundan, bazı zamanlarda kendimi bir anime karakteri misali, alnımda kocaman bir ter tanesi ile baş başa buluyorum.

Genel örnek

Sabit diskimin küçük olmasından, sistem hafızalarının kısıtlı olmasından, genellikle yazılımları derlemek zorunda olmamdan, hala eski kafayla ayarları metin dosyalarından yapmaya çalışmamdan, bilgisayarım açılırken ne işe yaradığını bilmediğim binlerce birbirine bağımlı ve sonuçta benim için gereksiz olan servislerin açılmasından rahatsız olmamdan, ve bir sürü başka sebepten dolayı, bir süre önce kendimi dağıtım kullanımından men etmeye karar verdim. Gel gör ki, sırf eğlencesinden dolayı kurduğum LFS’nin bir haftalık ayağa kalkma sürecini bir türlü insanlara anlatamıyorum. Çevremdekiler, çekirdeğimin başlatılabilir hale gelmesinden veya X.org’umun sorunsuz bir şekilde o güzelim X imlecini göstermesinin ardından evin içinde attığım mutluluk naralarına bir türlü anlam veremediler. Onun yerine, “bu da böyle bir deli” diyerekten beni aralarına kabul ettikleri için bu insalara minnettarım.

Donanım örneği

Kullandığım çekirdeğin vanilla değil de kahve aromalı olmasından dolayı, abuk subuk binbir türlü “tak-çalıştır” cihazının, benim sistemimde “tak-ama-çalıştırama” hale gelmesi beni hiç mi hiç rahatsız etmezken (işin ucunda ne işe yaradığını öğreneceğim yeni bir çekirdek eklentisi var), kırk yılın başı da olsa “benim bilgisayar tanımadı, 5 dakika seninkinde yapsak”cılardan bolca kötü söz duymuşluğum oluyor. Özellikle yazıcılar konusunda bu sorun ile çok karşılaşıyorum.

Yazılım örnekleri

“Bir 5 dakika senin bilgisayarında”cıların, bana en çok yakındıkları şey kullandığım yazılımlardır herhalde. Başka bir odada olduğumda, bilgisayarımın başına geçip de bomboş ve “başlat menüsüz” bir masaüstü ile karşılaşan insanların odalar arası beddualarına çokça maruz kalırıyorum.

“Bir film koy da izleyelim”cilerin, mplayer’ı başlatmak için yazdığım birkaç rutin komuttan dolayı beni, “filmi açmak için bilgisayardan izin istiyor” gibi bir benzetmeye tabi tutmalarına, zamanında bayağı gülmüşlüğüm oldu.

Kullandığım ofis çözümleri de bir başka sorun. Dersler dolayısı ile her hafta yazmak zorunda olduğum ve içerikten çok görselliğin değerlendirme kriteri olduğu bir akademik dünyada, dökümanların sadece .doc uzantılı dosyalar olduğu sanan insanlar yüzünden de sıklıkla eleştiri alıyorum. Bu insalar, “bir acayip açıldı dökümanın”, “dökümanının neden X’i eksik?” gibi sorularla bana geldiklerinde; bendenizin “OfficeOpen.org kullanıyorum ben” lafından anlam çıkaramazken, açıkçası bu insalara neden ödevimi PDF olarak gönderemediğimi sormaktan veya dosya standartları ile ilgili sıkıcı bir konuşma yapmaktan çekiniyorum. Hatta TeX kullanmaya başladığım şu zamanlarda, “kullandığım figürlerin ilgili konu başlığı altında olmamasından” dolayı puan kırılan ödevlerimden hiç bahsetmiyeyim istersiniz.

Üstüme vazife olmadan aldığım programlama derslerinde de çokça macera yaşadım. Örneğin bir proje için MATLAB’a ihtiyaç duyup, sevgili okulumun lisans sunucusunda “MATLAB for Linux”u bulamayınca, kendilerine konu ile ilgili bir talepte bulunmuş ve sonucunda şu kısa ama anlamlı cevabı almıştım:

“linux ve mac destegi vermiyoruz.”

Şimdilerde bir başka okulda misafirim ve aldığım bir dersin ilk saatinde, pek değerli profesörümüzün şu lafı sonrasında kafamı duvarlara vurmak istediğimi farkettim:

“Ders boyunca MATLAB betikleri yazmanızı gerektirecek ödevler vereceğim. Okulun lab’larındaki bilgisayarları kullanabilirsiniz, ama uğraştığınıza değmez. En iyisi siz bilgisayarınıza yükleyin, zaten MATLAB’ın öğrenci sürümü de oldukça ucuz (99 dolar).”

Gerçi bu sayede Octave ile tanıştım, ama yine de bu, gerçekleri değiştirmiyor.

Virüsler

Tüm bu olumsuzlukların yanında, bahsetmeden geçemeyeceğim bir konu daha var tabii. O da, “madem bilgisayardan bu kadar anlıyormuşsun, gel şu benim bilgisayarı düzelt”çilerin benden bekledikleri çeşitli bilgisayar tavsiyeleri, virüs yazılımları (ne demekse) veya işletim sistemi tamirleri konusundaki başarısızlıklarımı görüp, umarsızca “biz de seni bir şey sanmıştık” lafını sarf etmeleridir herhalde. Sırf bu yüzden bile Linux kullanmaktan soğuyabilir bir insan :P

Neyse, “neden Linux kullanıyorsun ki toplumunun” baskıları bazen beni zor durumda bıraksa da, Linux konusundaki tercihlerimden dolayı hiç pişman değilim; Hatta yukarıdaki şeyler beni, rahatsız etmenin ötesinde, çoğu zaman eğlendiriyor.

Linux kullanmak

Çoook eski zamanlarda, daha İstanbul’a sadece ziyaret amaçlı gelişlerimden birinde; babamı da alıp zorla Tüyap Fuar alanındaki (sanırım) Compex’e katıldığımı hatırlarım. Orada aval aval gezerken, koridora dönük bir monitör ekranında Linux’u gördüğümü ve o ekrandaki karanlık arkaplanın üzerine açılmış sade bir konsolun çok artistik durduğunu düşünmüştüm.

Ondan da çooook eski zamanlarda, daha Linux nedir adam akıllı bilmezken, bilgisayarcı olarak geçindiğimiz bir grup arkadaşa,

“Abi, Linux diye bir şey var; böyle açıyorsun mesela bir resim, sonra komutlarla düzenliyorsun onu. Döndür diye komut veriyorsun dönüyor, kırp diyorsun kırpıyor, vs…”

Büyük ihtimalle zamane Hacker filmlerinin can canlı efektlerinden olsa gerek, hayal gücümün de yardımıyla böyle şahane şeylerin olmasını ve bunu kullanmanın daha da şahane olmasını bekliyordum. Ne yazık ki görsellik arayışlarım çok uzunca bir süre üç beş KDE/KDM teması denemekten, birkaç şeffaf konsol kullanmaktan öteye gidemedi.
Şimdi biraz inadımdan, biraz gereklilikten dolayı Vim, LATeX ve Octave kullanıyorum ve külüstür dizüstümden tam performans alabilmek için neredeyse minimal bir LFS üzerinde, pencerelerimi eski dost fluxbox’a emanet ediyorum. Az önce kendimi (ödev için) Octave’de çalıştırdığım basit bir nöron simulasyonun grafiklerini, çeşitli komutlarla görsel yönden tamamlar ve  bunları bir güzel TeX’e aktarıp çıktı olarak aldığım PDF’e aptal bir hayranlıkla bakarken buldum.

Şu fani dünyada, yaptığım gereksiz işler için böyle bir masaüstünü kullanabilmek, böyle bir çalışma ortamını yakalayabilmek, işler ne kadar sıkıcı olursa olsun, yapılan işi bitirme konusunda inanılmaz yardımcı oluyor.