Lab’da çalışmak dediğin
Bir buçuk aylığına başladığım zorunlu olmayan -yersen- yaz stajımın ortalarına doğru gelmekteyim. Yeni bir ortam, yeni bir ülke derken zaman geçip gidiyor. Bununla beraber sabah 9 akşam 9 bana verilmiş projenin tamamlanmasıyla uğraşıyorum. Akşam eve gelip, biraların tadına bakmamla kendimi yatakta ve ertesinde gözümü açtığımda ise kendimi yeni bir günde buluyorum.
İster modern biyoloji, ister moleküler biyoloji, ister genetik, ister genetik mühendisliği deyin çok garip bir olgu – evet, sizin mesleğinizin de oldukça garip olduğunu kabul etmek gerek.
3. sınıf öğrencisi yetmesi (gavura göre junior yetmesi) olmam nedeniyle elime tutuşturulmuş prosedürü hatasız ve birebir uygulamaya çalışırken sık sık kendimi sorgulamalarda buluyorum. Hemen
sırtımın üstünde görebileceğiniz şahıs, Çinli MD’ci hocam olurlar. Kendisi uzunca zamandır ALS hastalığına neden olabilecek genler üzerinde çalışmakta ve hemen önünde altı haftalığına gelmiş, dolayısı ile gelip geçici ama bildiklerini aktarması gerektiren bir öğrenci bulunmakta: ben. Öğrencinin elleri titriyor, bir agaroz jel bile koyarken heyecanlanıyor. Hocamla yer değiştirmek bile istemiyorum, kendilerine de acayip saygı duyuyorum. Bu tüm üstlerim için geçerli: nasıl bir sabır, nasıl bir olgunluk aşamasında olduklarını anlamakta zorluk çekiyorum.
Bir iki saat sonra kendimi heyecanla, UV ışığı altında çubuklar görüp görmeyeceğimi merakla bekleyen bir öğrenci olarak görüyorum. Tabir-i caizse pavyon edasındaki odada mavi ve morumsu renkler arasında beyaz parıldamalar o anki hayat amacımı temsil ediyorlar, zamana anlam katıyorlar, deneyi sonuçlandırıyorlar.
Pipetle gün boyu yüzlerce tüpe çeşitli sıvıları aktarmış bilek ve el isyankar tavırlarla sızlarken, onu dinlemeyip elime jilet alıp hırsımı jeli parçalarken alıyorum. Ne kalın, ne ince.. Göz kararı… Sonrası mı? İnanılmaz paralar dönen ilaç sektöründe hazırlanmış kitlerin el kitapçıklarının açıklamaları eşliğinde uygulanan prosedürler, bolca bekleme (PCR, sekanslama…).
Bir bakıyorum kendimi son beş dakikasının bitmesi için sabırsızlıkla beklediğim PCR’ın sıcaklık grafiklerini sandalyelere benzetirken buluyorum. Sırtım gün boyu bar sandalyelerine benzeyen
oturgaçlarda maruz kalınan şekilsizlik nedeniyle rahatsızlık veren bir ağrıdan müzdarip. Hafif dik durayım diyorum, o zaman tüpün içi görünmüyor. Sık dişini diyorum, 10 tüp daha kaldı. Dur bir dakika yoksa 9 muydu? En iyisi sıvı seviyelerini karşılaştırmak.
- Efendim? Yok, hocam her şey yolunda.
…
-Evet, evet. 10 dakikaya bitiyor.
…
- Tamam hocam…
Çabuk ol Arman, yoksa gece de uğraman gerekecek. Bugün bitmezse, yarınki toplantıda ne halt edecen? Hay Allah, master mix yine mi yetmedi? Nasıl olur, o kadar da fazla ayarlamıştım. Neyse üzerini ddH2O yapayım, kötü mötü bir şeyler çıkar herhalde – zor çıkar.
…
Dışarısı ne güzelmiş. Yağmur yağmış, hava kararmış. Bir yürüyüş ne güzel olurdu. Yorgunum ama ya, en iyisi yarın lab’tan erken çıkıp yapmak.
Anlayana…
Posted by B. Arman Aksoy @ August 21st, 2007 under Bilim, Biyoenformatik, Gezegen, Hayat, Linux, Moleküler Biyoloji ve Genetik, Projeler.
Comments
Comment from Armish
Time August 21, 2007 at 4:28 pm
yok da, boyle bir sey yazmayi dusunmuyordum en azindan :|
Pingback from serkan » Arşiv » Şöyle bir yaz’ı
Time August 22, 2007 at 1:25 am
[...] şöyle bir yazı okudum bugün. Buraya eklemeden [...]
Comment from cihan
Time August 22, 2007 at 4:25 pm
Bütün bu görünen zorlukların altında hoş olsa gerek??? hoş olmalı yaaa ( bir kaç sene içinde belkide seneye bile kalmadan bende bir lab’da staj hayaliyle yanıyorum ) yoksa naparim ben :(
Comment from Armish
Time August 23, 2007 at 1:40 am
yok, yok kesinlikle kotulemek icin yazmadim. Her seyin oldugu gibi bunun da cekilmesi gerekenleri var tabii. Ama getirileri daha fazla, azicik sabir.
Comment from sicko
Time November 4, 2007 at 1:29 am
eueh, armiş-can kendi kendine mi konuşuyorsun burada? Sadece merak ettim.


Comment from sickprincess
Time August 21, 2007 at 9:28 am
Kafan güzelken yazdık herhalde. :)