Ready or Not… Here I Come!
Geçen yaz yemekhanenin birinde yemek yerken - başka napılırsa artık? -, yanıma oturan içten bir yabancı öğretim görevlisi ile ülkeler üzerine sohbete daldık. Kendisi İngiliz olmasına rağmen, Türkiye ve tarihi hakkında oldukça bilgiliydi ve söyledikleri karşısında pek düzeltme yapmadan sadece kafa sallamayla yetinebildim. Neyse, sohbetin bir yerinde bana The Chronicles of Narnia adlı kitabı bilip bilmediğimi sordu. Kitap kültürü oldukça düşük bir insan olarak, üzülerek bilmediğimi söyledim. Kendisi, kitabın bir İngiliz klasiği olmasına rağmen içinde Türk kültüründen nesneler taşıdığını (Aslan, lokum, sahlep … ) ve bu seriyi mutlaka okumam gerektiğini söyledi. Tavsiyesine uydum ve soluğu direk kitapçıda aldım. Kitabı klasikler/çocuk edebiyatı bölümünde bulmam çok hoş oldu. Hemen aldım ve en kısa sürede okumaya başladım.
Bir ay boyunca kitabı gerek sıkılarak, gerek gülümseyerek, gerekse sözlüklerle okudum. Bittiğinde, gerçekten de çok hoş olduğunu düşündüğüm kitaptan arkadaşlarıma bahsettim bolca, ama ikna edemedim kimseyi.
Bu dönemin başında geleneksel haftasonu sinema seanslarının birinde serinin bir kitabı olan The Lion, the Witch and the Wardrobe‘un afişini gördüm. Ne kadar sevindiğimi, uğraşsam da anlatamam. C S Lewis amcamın kitabından uyarlanan filmin teaserları ortalıkta dolaşmaya başladı bile. Yanılmıyorsam bugün ülke dışında ve Ocak’ta da ülkemizde vizyona girmiş olacak. O zamana kadar, zamanı olanlara kitapları okumasını tavsiye ederim. Yok değilse, gereksiz fanatiklik yaptığım filmi izlemelerini tabii ki de :) .
Bugünlerde de Karanlıkta 33 Yazar - Korku Öyküleri Antolojisini okumaya çalışıyorum. Daha bitiremedim ama bugün ders çalışmak yerine bu kitabı okurken rastladığım, Robert Bloch‘un Kemancının Ücreti öyküsü bayağı bir hoşuma gitti. Bir rekabet duygusu yarattı, beni kendime getirdi. Hergün böyle ilginç öyküler okusam, farklı bir şekilde yaşardım galiba…